Печать

İsmail Miziyev. "KARAÇAY-MALKAR HALKININ TARİHİ"

 

VIII. Bölüm

XVIII-XIX. YÜZYILARDA KARAÇAY VE MALKAR

XVIII. Yüzyılın Seyahatnamelerine Göre Karaçay ve Malkar

[s.85] 1711 yılında Taman'dan yola çıkıp Çerkes topraklarından geçerken Fransız gezgini Hanry de La Motrais büyük bir ırmağa rastlamıştır. Kılavuzu, bu ırmağın adının "Kara Kuban" olduğun fakat ama büyük ırmak anlamında "Ullu Kam" denildiğini de söylemiştir. Bu ad, Kuban ırmağının doğduğu yerde yaşayan Karaçaylıların Kuban ırmağına verdikleri addır. Gezgin'in anlattıklarına göre burada yaşayanlar Tatar dilinde konuşuyorlardı. Ekmeği külde pişiriyorlar, at eti yiyorlar, kımız ve ayran içiyorlardı. Kolayca anlaşılacağı gibi gezgin, Karaçaylılardan etmektedir. 1736-1743 yıllarında Kızlar şehri prensi Aleksey Tuzov, Yukarı Çegem'i ziyaret etmiştir. Köyün yakınlarındaki bir mağarada sandıklar içerisinde saklanmış, 8 tane Grek dilinde yazılmış kitaplar bulmuştur. Bu kitaplardan biri, XV. Yüzyıla ait bir İncil'miş. Bunların kalıntılarını daha sonraki dönemlerde J. Klaprot da görmüştür. Çegem, Karaçay, Malkar vs. adları 1747, 1753, 1757, 1760 yıllara ait belgelerde sıkça geçmektedir.

1779-1783 yıllarında Kafkasya'da gezerken Jakob Reyneggs Digorlar'ı "Utigur Bulgarları"yla özdeşleştirmiş, Baksan vadisinde "Orusbiy" adlı bir topluluktan bahsetmiştir. 1793-94 yıllarında, P.S. Pallas ve Jan Pototskiy adlı gezginler de seyahatnamelerinde Malkarlılar hakkında bahsetmektedirler.

1773 yılında bilim adamı İ. Gildenschtedt, Malkarlıların ekonomilerini ve hayat tarzlarını, gelenek-göreneklerini açıklamış, yaşadıkları yerlerin tasvirini yapmıştır. Buna benzer bir çalışmayı, 1802 yılında bilim adamı J. Klaprot da yapmıştır. Bu bilim adamlarının çalışmaları, Karaçay Malkarlıların tarih, kültür ve ekonomilerini anlatan ilk kaynak olma bakımından değerlerini bugün de kaybetmemiştir.

[s.86] Bu sayfada harita var. [s.87] Karaçay Malkarlılar hakkında, Macar gezgini Janoş Karoy Besse de bilgi bırakmıştır. 1829 yılında General Emanuel, Besse'yi Elbruz dağına tırmanış seferine davet etmiştir. Burada yaptığı gözlemler sonucunda Besse, Digorların, Malkarlıların ve Karaçaylıların, Macarlarla yakın akrabalık bağları olduğu kanısına varmıştır. Notlarında, "Karaçaylılar ve Digorlar kadar başka hiç bir millet Macarlara benzemez" diyor. Besse'nin yazdıkları, Karaçay Malkarlılar ile Digorların oluşum efsaneleriyle de paralellik göstermektedir. Bu efsanelere göre, Malkar ve Digor prenslerinin kökenleri Basiyat ve Badinat adlı iki kardeşten gelmektedir. Ayrıca, Digorların kurucu atası Badinat'ın hanımı, Karaçay prensleri Kırımşavhallar sülalesine mensup bir prenses idi. Dolayısıyla Digor prensleri ile Karaçay prensleri arasında akrabalık vardır.

Gürcistan'ın soylularından tarihçi ve coğrafyacısı Vahuşti, 1745 yılında Basiani'nin [Malkar ülkesi] sınırlarını şöyle tarif etmiştir; "Basiani'nin toprakları doğuda arkasında Digorya'nın olduğu dağlarla sınırlanır, güneyde Svanetya ile, kuzeyde Çerkesya ile, batıda Svanetiya ile Kafkasya arasındaki dağla sınırlanıyor. Basiani'nin halkı diğer Ovslar'dan daha soyludur. Toprak ağaları ve bunların köleleri vardır. Düzenli yerleşim bölgeleri ve düzenli işleyen bir devlet yapısına sahiptirler. Basiani'nin en büyük ırmağı, Çerkesya topraklarından geçip Terek nehri ile birleşir." Gürcü Prens Vahuşti, Malkar ülkesinin sınırlarını belirtmekle beraber bir de Terek ve kollarının dağlardan çıkınca Kabardey topraklarında birleştiklerini belirtmiştir. Aynı şeyleri, 1837-1739 yıllarında Adige tarihçisi Han-Geriy de yazmış ve Terek nehrinin Adige-Kabartay topraklarında, "dağ bitiminde" aktığını belirtmiştir.

Bu sınırları Kabardey arkeolojik eserleri de doğrulamaktadır. Bu arkeoojik kalıntılar bilhassa ovalarda ve dağ eteklerinde yer alıyorlar. Tam bu sınır üzerinden; Kamenomost, Baksan, Nalçik, Uruh vs. A.P. Ermolov, Kafkasya savunma çizgisini yapmıştır.

Belgelere göre, Rus-Malkar ilişkileri, XVI. Yüzyılın 50'li yıllarından itibaren düzene girmeye başlamıştır. Böylece 1558, 1586, 1587, 1588 yıllara ait belgelerde, Moskova'daki elçilik heyetlerinin arasında birçok kez "tolmaç" [tercüman/Karaçay Malkar dilinde 'tilmaç'] adları geçer. Bu tercümanların milliyetleri "Kabardey Çerkesi", "Gürcü Çerkesi" ve "Dağ Çerkesi"dir. Bu belgeler, elçilik heyeti üyeleri arasında "Beş Tav Topluluğu" sakinlerini de [s.88] belirtmeye imkan veriyor. Yani Malkar ve Karaçay'dan çıkan sakinleri kastetmektedir. Kafkasya literatüründe "Dağlı Çerkes" ve "Dağlı Tatar" sözlerinin Karaçay Malkarlılar için kullanılmıştır.

Rus-Karaçay Malkar ilişkilerinin, XVI. Yüzyıldan itibaren başladığı görüşüne kanıt olarak, 1590 yılında Rus çarının unvanını erebiliriz; "Kartvel ve Gürcü soylularının, İberya topraklarının, Çerkes ve Dağ soylularının, Kabardey topraklarının hükümdarı."

1558 yılında, Temiruk İdarov'un çocukları Soltan ve Mamstrk'tan oluşan elçilik heyeti içerisinde bir de "Bulgariy-Murza" adı da geçmektedir. Ne Temiruk'un çocukları arasında, ne de Kabardey soylu sülalelerinde böyle bir ad vardır. Bulgariy-Murza diğerlerine göre pek iyi karşılanmamıştır Moskova'da. Temiruk'un oğlu Soltan vaftiz edilmiş ve hediye olarak ona bir malikane verilmiştir. Bulgariy-Murza'ya ise çarın dediklerine uyduğu takdirde aynı saygı gösterileceği söylenmiştir. Bu anlatılanlardan, Bulgariy-Murza'nın, Kabardey prenslerinden değil de, Malkar [Çegem] prens sülalesi "Balkaruklar"a [Malkaruk] mensup olduğunu akla getirmektedir.

Kırım Hanlığının Kafkasya'da faaliyete geçmesiyle Rusya, Karaçay ve Malkarlılar ile karşılıklı faydalı ilişkiler aramaya başlamıştır. 1709 yılında yazılmış, Kafkasya'da sınırında yer alan bir taş blokta şöyle yazılmıştır; "Kabardey, Kırım ve Beş Dağ Topluluğu [Malkar, Bızıngı, Holam, Çegem ve Baksan] arasında, toprak sınırları ile ilgili tartışma çıktı. Beş Dağ Topluluğu Kaytuk oğlu Aslanbek'i temsilci olarak seçti. Kabardeyler, Kazanuko Jabagı'yı, Kırımlılar da Sarsan Bayan'ı temsilci olarak seçtiler. Bunlar bir araya gelerek töre kurdular ve şu karara vardılar; Tatar-Tüp bölgesinden Terek'e kadar, oradan Kuban ovalarına kadar, oradan Leskenskiy sırtındaki dağ geçidine kadar, oradan Nareçye kurganına kadar, oradan da Jambaş ve Malka'ya kadar olan bölgenin yukarı kısmı Beş Dağ Topluluğu'na aittir. Taş-Kalası'ndan [Vorontsovskaya köyünden] Tatar-Tüp'e kadar olan yerler Kırım topraklarıdır. Taş-Kala'nın aşağısı Rus topraklarıdır."

Rus-Malkar ilişkileri, 1781 yılında Malkarlıların ve Digorların 47 köy temsilcileri ile birlikte Rusya tabiliğine geçmelerine kadar devam etmiştir. Çok ilginç bir nokta, [s.89] Digorların Rus tabiliğine geçmesi, diğer Osetlerle [İronlar] 1774 yılında değil de, kendilerine daha yakın gördükleri Malkarlılar ile birlikte geçmiş olmalarıdır. Bunun nedeni, Digorlar ile Malkarlılar arasındaki akraba sülalelerin olmasıdır. Digorlar toplumsal problemlerinin çözümü için çok daima Malkar töresine başvurmuşlardır.

Öte yandan Malkarlıların tümü Rus tabiliğine geçmemiştir. Bu yüzden Malkar vadileri, Rusların Kafkasya bölgesi komutanı A.P. Ermolov'un katliamları sırasında, Rusya siyasetini benimsemeyen Kabardey ve diğer Kafkas askeri birliklerinin sığındığı yer olmuştur. General Ermolov bu isyancıların, Rusya hakimiyeti dışında olan Malkar ve Karaçay'a sığınıp orada yerleşmelerini kesinlikle yasaklamıştır. General Ermolov, kaçan birlikleri imha etmek ve onların saklandıkları bölgeleri ele geçirmek amacıyla Malkar ve Karaçay'da birçok yerleşim bölgesini yakıp yıkmıştır. General Ermolov, Çegem, Baksan, Kuban nehirlerinin çıktığı bölgelerde, kayalardan bir çok kere dörtayak geçmek zorunda kaldığını belirtmiştir. Bütün bunlar Rusya'nın yürüttüğü sömürgeci siyasetini zorlaştırıyordu. Diğer taraftan, Rusya'da, bağımsız Malkar ve Karaçay'da Kırım Hanlığı'nın etkisinin artması endişesi vardı.

Sonuçta, Rusya'nın gücü etkili oldu ve 11 Ocak 1827 yılında, Stavropol şehrine Malkar ve Digor heyeti [her asil soydan birer temsilci] gelmiştir. Bu heyet, kendilerinin Rusya tabiliğine alınmalarını istemiştir. Rusya'nın Kuzey Kafkasya Başkomutanı General Emanuel, 1827 yılının Ocak ayında, Malkar ve Digor prenslerinin, Rusya tabiliğine geçtikleri hakkında yemin ettirmiş ve bunu Çar I. Nikola'ya bildirmiştir.

Aynı dönemde, Karaçaylılar ise kendi ülkelerinin coğrafi şartlardan dolayı işgal edilme zorluğuna ve Kırım Hanlığından aldıkları desteğe güvenerek, Kuban bölgesinde Rus orduları için isyancı bir kavim olarak büyük tehlike oluşturuyorlardı. Bu nedenle General Emanuel dikkatini bu bölgeye çevirmiştir. 20 Ekim 1828 yılında, Karaçay'a, bir askeri sefer düzenlemiştir. 12 saat süren [saat 07'den 19'a kadar] savaştan Ruslar galip çıktılar. General Emanuel, Çar I. Nikola'ya yazdığı mektupta şöyle demiştir: "Kuzey Kafkasya'nın Termopilleri bizim askerler tarafından ele geçirildi ve Elbruz dağının eteğinde yer alan ve isyancıların sığınması için bir kale durumunda olan Karaçay fethedildi."

[s.90] Bu sayfada harita var [s.91] General Emanuel'in tuttuğu hesaba göre bu savaşta Ruslar bir subay, üç ast subay, 32 asker kaybetmişlerdir. Alay komutanı Verzilin, üç subay, otuz ast subay ve 103 asker de ağır yaralı durumdaydı.

21 Ekimde, Karaçay'ın merkezi Kart-Curt'ta, Karaçay'ın valisi İslam Kırımşavhal ve önde gelen üç sülalenin temsilcileri Rusya'ya bağlılık yeminini imzalamışlardır. Böylece Karaçay ve Malkar'ın Rusya'ya ilhak süreci de tamamlanmıştır.

Karaçay Malkarlıların Toplumsal Yapısı

Kavimlerin tarih, kültür, ekonomi ve uluslar arası ilişkileri sürecinde, halkın sosyal yapısı da önemli bir yer işgal eder. Malkar ve Karaçaylılar hakkında yeterli eski yazılı kaynak bulunmadığı için bu önemli meseleye ancak arkeolojik, etnografik ve folklor verileriyle bakmak zorundayız.

Etnografik ve arkeolojik verilerin incelenmesiyle şu kanaate varılmıştır; eski ve orta çağlarda varolan monojen [aynı soydan gelenler] yerleşimleri zamanla genişleyerek yerlerini polijen [çok sayıdan oluşan] yerleşimlere bırakmışlardır. Akrabalığa dayalı yerleşimlerden; komün, komşu tipi yerleşimlere geçiş olmuştur. Aynı zamanda tek ocaklı konutlardan çok ocaklı konutlara geçiş de izlenebilmektedir. Sonraki dönemlerde ise tam aksine çok odalı büyük evlerden küçük evlere geçiş izleniyor. Bu da münferit küçük aile tipinin oluştuğunu göstermektedir.

Anıt mezarlara tek gömülmelerden toplu gömülmelere geçiş dönemi izlenir. Fakat daha sonradan ise cenazeyi ayırdıkları ve tek gömülmelere gidildiği saptanmıştır. Farklı prens ve soy kurucuların isimlerini taşıyan zemin üstü defnetme anıt mezarların ortaya çıkması feodal ilişkilerin [s.92] ve mal-mülk tabakalaşmasının var olduğunu göstermektedir. Feodal ilişkilerin gelişmiş olduğu, Karaçay ve Malkar'daki kale ve kulelerin mevcut olmasından anlaşılmaktadır. Bu kale ve kuleler sahiplerinin adlarını taşırlar; Abay-Kala, Malkaruk-Kala, Şakman-Kala, Şahan-Kala... Soy ilişkileri olduğu dönemde yapılan bu savunma amaçlı kalelerin zamanla vadilere, yerleşim bölgelerine inşa edildiklerini de izleyebiliyoruz. Bu durum, Kafkasya'nın diğer bölgelerinde de, feodal ilişkilerin, toplumun hayatına kalıcı bir şekilde girdiğini göstermektedir.

Karaçay Malkar toplumu oldukça net bir feodal hiyerarşiye bölünmüştü: en üstte prensler [Biy, Tavbiy] vardı. Onlardan sonra özgür köylüler [özden] geliyordu. Onların altında bağımsız köylüler [kara kişiler], daha sonra toprak köleleri [çagar] ve en son olarak hiçbir varlığı olmayanlar [kul ve karavaş] gelmekteydi. Prens [biy] erkek ile köylü [özden] kadının evliğinden doğanlara ise "Çanka" deniliyordu.

Halkın Özyönetimi: TÖRE

Töre müessesesi hakkında daha önce de bahsetmiştik. Bu özgün halk forumu, mahkeme görevini yapıyordu ve Karaçay Malkarlıların hayatını yönetiyordu. Töre'nin üyeleri, demokratik bir şekilde seçilmiş, bütün sınıfların temsilcilerinden oluşuyordu. Töre'nin yönetici, prensler arasından en çok itibarlı ve otoriteye sahip olanı seçilmiştir. Töre müesseseleri her bir dağ topluluğunda vardı. Büyük Töre ise bütün Malkar ülkesini yönetiyordu. Töre yöneticisinin [valinin] yanında görevli tellallar vardı ve alınan kararları millete iletiyorlardı. Her bir prensin askeri birlikleri, aynı zamanda Vali'nin emrindeydi. Yani Vali bir nevi başkomutan konumundaydı. Askerler "Basiyat Koş"larda toplu halde askeri eğitim yaparlardı. Askeri müfrezeler, Malkar ülkesinin sınırlarını koruyorlar ve Vali'nin emri doğrultusunda vatan savunmasında görev yapıyorlardı.

Töre bütün bireysel şikayetleri ve toplumsal sorunlara bakıyor, ceza veriyor, birtakım yenilikleri örf ve adet kapsamına alarak kanunlaştırıyordu. Anlaşıldığı üzere, Töre müessesesi, Malkar'ın yönetiminde adalet ve yargı organı olmuştur. Malkar Töre'sine, hususi sorunların incelenmesi ve çözülmesi için Karaçay ve Digorya'dan insanlar ve heyetler gelmiştir.

[s.93] "Töre" sözünün kökeni, eski Türkçe "tör" sözünden gelmekte ve "kanun, adet" anlamına gelmektedir. Ayrıca, "tör" sözü, Karaçay Malkar dilinde bir de "şeref, onur" anlamı taşımaktadır.

Töre, toplantılarında, çeşitli olağan dışı olaylarla ilgili hükümler vermiştir. Yanlış harekette bulunanlara en ağır ve rezil edici cezalardan sayılan, "Lanet Taşı"na [Nalat Taş] bağlama cezasını vermişlerdir. Genelde bu taşı köyün en kalabalık yerine yerleştirmişler ve yoldan geçenlerin mahkumu aşağılamasını amaçlamışlardır. Bu tür taşların eskiden Ogarı Malkar'da Muhol köyünde, Ogarı Çegem'de, Baksan vadisinde, orta çağlara ait "Krıs-kam" yerleşim yerinde var olduğu tespit edilmiştir. Ogarı Çegem'de bulunan bu "Lanet Taş"lardan birinin fotoğrafı Nalçik bölge müzesinde yer almaktadır.

Örf-Adet ve Hukuk Kurumu

Malkar ve Karaçaylıların örf ve adet hukukunun genel sistemi içerisinde farklı sosyal kurumlara büyük yer ayrılmıştır. Bunların arasında akrabalık ilişkisi kurumuna özellikle önem verilmiştir. Kan akrabalığı olmayanlar arasında süt akrabalığı yaygındı. Bu insanlar çocuklarını küçüklükten bu tür kan veya süt kardeşlerine vermişler ve onların ailelerinde eğittirmişlerdir.

Kardeş ailelerde bütün çocuklara süt kardeşler olarak bakılmıştır ve aynı ananın sütü ile büyütülmüşlerdir. Bu annelere "Emçek ana" [süt anne], çocuğa ise "Emçek ulan" [süt oğul] denilmiştir. Bu kuruma genel Türk terimi ile "Atalık" denilmiştir. X. yüzyılın 20'li yıllarında, gezgin İbn Fadlan, Volga Bulgarlarında bu tür kurumun var olduğunu belirtmiştir. Bu kurumun adı, birçok milletin dilinde varlığını sürdürüyor. Kabardey ve Malkar asilzadeleri ve köylüleri kendi çocuklarını Malkar veya Kabardey'deki dostlarının ailelerine vermişler ve böylece milletler arasında dostluğun ve karşılıklı saygı ve sevginin güçlenmesini sağlamışlardır.

Bir sonraki sosyal ilişkiler kurumu ise "Konaklık"tır [misafir ağırlama, misafirperverlik]. Kökünü Türkçe kökenli misafir anlamına gelen [s.94] "konak" sözcüğünden alıyor. Konaklık yada misafirperverlik, Kafkasya milletlerinin manevi kültür zenginliklerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Misafir, bu milletler için kutsal bir varlık gibidir. Ev sahibi evde en iyi ne varsa misafire ayırmıştır. Kafkasyalıların bu özelliklerine XIII-XIX yüzyıl bilim adamları ve gezginleri bir çok kere dikkati çekmişlerdir. Örnek olarak, Malkar Prensi Bolat'ı [tarih kaynaklarında: Pulad] verebiliriz. Timur'un teslim etmesini istediği misafirini, Altın Ordu emiri Uturgu'yu [Ödürgü] teslim etmeyi reddetmiştir. Bunun gibi örnekler çoktur.

Kafkasya halklarının etnografyasına giren "atalık", "konaklık", "özden" gibi sosyal terimler ve kıyafet, silah vs. ile ilgili terimler, Karaçay Malkar etno-sosyal kültürünün komşu milletlerde yarattığı etkisinin bir göstergesidir.

Контакты

...

Наши друзья

assia big

kuliev

mechiev

elbrusoid

otarov

balkteatr big

 

temukuev